Mutfak Sırları - 'annevebebek' kategorisi
Anne adaylarının heyecanla beklediği o özel günü ölümsüzleştirmek… Doğuma gittiğiniz andan, aile olduğunuz ilk dakikalara kadar çekilmiş bir dizi fotoğraf kadar mutluluk verici ne olabilir ki…
Alev Durmuşoğlu, Türkiyede sadece 5 kişinin profesyonelce yaptığı bir mesleğe sahip. O ödüllü bir doğum fotoğrafçısı. Şimdiye kadar futbol ve iş dünyasından da olmak üzere, yüzlerce ailenin bebeklerinin doğumuna şahit oldu ve o özel anları ölümsüzleştirdi…
Doğum fotoğrafçılığı nedir bilmeyenler için, kısaca özetler misiniz?
Doğum fotoğrafçılığı, daha doğrusu doğum fotoğrafı, bebeğin doğduğu güne ait, her anının, kare kare, ilklerinin belgelenmesidir. İlk doğum anı, ilk muayenesi, annesiyle ilk karşılaşması, ilk emzirme, ilk banyosu, hayatının 2,5 senesini birlikte geçireceği ilk bezinin bağlanması…
Genelde baba adayları doğum fotoğrafı denildiği zaman bir tereddüt ediyorlar, nedir acaba bu diye. Hiçbir şekilde annenin herhangi bir mahrem görüntüsü olmaksızın, tamamen o günün hatıra fotoğraflarını çekiyorum.
Doğum fotoğrafçılığı yanılmıyorsam 2000’li yılların başında Türkiye’de profesyonel olarak yapılmaya başlandı.
Doğum fotoğrafçılığının geçmişi, profesyonel anlamda 5-6 sene öncesine dayanıyor, ve ben de 4 senedir yapıyorum bu işi, sanırım ondan öncesinde de yoktu. Tabi dünyada uygulanan, yapılan bir şeydi. Dünyadaki konsept, bizim Türk aile yapısına çok uymayacağı için, onlar biraz daha belgesel tarzda doğum fotoğraflarıydı. Biz biraz daha hatıraya uygun fotoğraflar çekerek doğum fotoğrafçılığını yürütüyoruz.
Bu işe öğrencilik yıllarında başladınız.
Evet, öğrenciyken başladım. Zaten öğrencilik de çok geç başladı. 25 yaşında üniversiteye girip 30 yaşında mezun oldum.
Yaşın hiçbir şey için engel teşkil etmediğinin en büyük örneklerindensiniz o konuda da.
“Hiçbir şey için geç değildir” çok klişe bir söz ama ben çok zor koşullarda üniversite sınavına girip, ondan önceki süreçte de çok zor bir orta okul, lise dönemi geçirdim. Bahçeşehir Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı’nı burslu olarak bitirdim. Yaşlı bir öğrenci olmak aslında çok keyifli bir şeydi. Aynı zamanda yaşımdan dolayı da çalışma hayatına atılmak zorundaydım.
Doğum fotoğrafı çekmek ilk aklınıza nasıl geldi?
Doğum fotoğrafı, tesadüfen, tamamen bir ihtiyaçtan ortaya çıktı. Çevremdeki tüm arkadaşlarım, evli ve çoluk çocuk sahibi insanlar. Hemen hemen hepsinin birer çocuğu vardı ve ben çocukların hatıra fotoğraflarını çekiyordum, doğum günleri, gezmeler olsun. İkinci bebeklere karar verdiklerinde, hamileliklerini çekmeye başladım. E tabi hamileliğin de bir sonu var ve doğuma sıra geldiğinde, tamamen ihtiyaçtan doğum fotoğrafı çekmeye başladım. Belli bir süre geçtikten sonra hiç tanımadığım insanlar beni aramaya başladılar, bizim de doğum fotoğrafımızı çeker misin diye. Böylelikle profesyonelleşti iş…
Peki ilk doğum fotoğrafınız? Şahit olduğunuz ilk doğum muydu?
İlk doğum fotoğrafım 4 sene önceydi. Çok keyifliydi. Canlı olarak şahit olduğum ilk doğumdu. Daha önce internetten, televizyondan seyretmişliğim vardı. Ama birebir ameliyathane ortamında bulunmak çok farklı. Müthiş heyecanlandım. Çok heyecanlı girip, serinkanlı çıktım.
Anneler size nasıl ulaşıyor?
Genelde internet yoluyla ulaşıyorlar. İnternet sayfam (www.dogumfotosu.com) ve sosyal ağlar üzerinden, doktor tavsiyesi ile diğer arkadaşlarının tavsiyesi ile. Pek çok doktor muayenehanesinde ya da hastanede broşürlerim var.
Doktorlar bu işe sıcak bakıyor mu? Sizi doğumhaneye sokmayan bir doktor oldu mu hiç?
Şimdiye kadar olmadı. Doktorlar artık tanıyorlar doğum fotoğrafçılarını. Zaten doktorların tanıdığı bu işi profesyonelce yapan çok az kişi var. Dolayısıyla tanıdıkları ve güvendikleri için bir sorun çıkmıyor. Aksine doktorların da çok hoşuna gidiyor, çünkü senelerce bir sürü bebeğin doğumunu gerçekleştirmişler ama çalışırken bir kare fotoğrafları yok. Onlar için, işlerini yaparken görüntülenmek güzel bir şey.
Manevi bir tatmin aynı zamanda onlar için…
Tabii! Ben gidiyorum doktor muayenehanelerine, panolarda benim ya da diğer arkadaşlarımın çektiği doğum fotoğraflarını gördüğüm zaman, doktorların da çok keyif aldığını anlayabiliyorum…
Genelde annelerden mi talep geliyor, babalardan mı?
Genelde tabi ki annelerden. Anneler biraz daha duygusal yaklaşıyorlar, biz kadınlar hatıra fotoğraflarına çok meraklıyız. Ama eşinden habersiz ona sürpriz yapmak isteyen babalar da oluyor.
İki taraftan birinin istemediği ve onları ikna etmek zorunda olduğunuz durumlar oldu mu?
Tabi tabi çok oldu. Genelde, dediğim gibi, babalar ön yargıyla yaklaşıyorlar. Annenin mahremiyetine zarar verecek herhangi bir kare olur mu olmaz mı diye. Ya da “Benim de fotoğraf makinem var, ben de çekerim” diyen babalar oluyor. Hatta bununla ilgili güzel bir anım var, senelerdir anlatıyorum. İsim vermiyorum ama tabi kendileri her yerde seyrettiklerinde “Evet bu biziz” diyorlardır. Bir baba adayı kesinlikle istemedi, ben çekerim dedi. Kendisi de aslında fotoğraf çekiyor, profesyonel bir fotoğraf makinesiyle.
En sonunda şöyle anlaştık: Kendisi de doğuma girecek, o da doğumun fotoğraflarını çekecek, ben de çekeceğim. Yaklaşık 1 hafta sonra anne beni arayıp “İyi ki sizinle karşılaşmışız, eşim fotoğrafları bilgisayara aktarırken yanlışlıkla sildi” dedi. Telefonu kapattıktan yarım saat sonra baba aradı. “Çektiğim fotoğraflar o kadar kötüydü ki, eşime gösteremedim bile, sildim dedim” dedi. “Lütfen aramızda sır olarak kalsın” dedi. Tabi sonradan bir araya geldiğimizde anladım ki, birbirlerine itiraf etmişler durumu, o yüzden rahatlıkla anlatıyorum şu an. Baba adayları başta soğuk bakabiliyorlar, ama herkes fotoğrafları gördükten sonra “iyi ki yapmışız” diyorlar.
Fotoğrafları genelde siyah-beyaz mı çekiyorsunuz?
Dijital makineyle çekiyorum. Çektiğim fotoğrafları hem renkli hem siyah beyaz olarak aileye veriyorum. Bazı fotoğraflarda siyah beyazın tadı bir başka oluyor, bazı fotoğrafların da renkli olması gerekiyor. Ameliyathane fotoğrafları, kan faktörünü ortadan kaldırmak adına, siyah beyaz tercih ediliyor. Aile portrelerinde renkli, cıvıl cıvıl fotoğraflar daha iyi oluyor.
Bebeğin dünyaya geldiği ilk anı ve annenin onu kucağına aldığındaki ilk anı nasıl tarif edebilirsiniz?
İnanılmaz! Doğum zaten bir mucize. Bir kadının yüzünde görebileceğiniz en muhteşem ifade. Doğuma girmeden önce korku var, heyecan var, stres var, mutluluk var, sevinç var… Birbirine tezat bir sürü duyguyu aynı anda yaşayıp, doğuma girip, sonrasında kucağına 9 aydır beklediği bebeğini almak, çok muhteşem bir duygu. En çok keyif aldığım an, annenin ilk kez bebeğini gördüğü an. O anları hiç kaçırmamaya çalışıyorum ve kaçırmıyorum. Anne yüzündeki o ifadeyi ancak ikinci üçüncü doğumlarında yaşayabilir ancak. Muhteşem bir duygu…
Genelde işiniz ve duygularınızı karıştırmayın derler ama sizin için tam tersi geçerli sanırım…
Çok karıştırıyorum! Ağladığım oluyor, çok duygulandığım oluyor. Ama tabi işimi profesyonel anlamda yapmaya devam ediyorum. İlk zamanlar makinenin arkasına saklanıp gizli gizli ağlardım. Artık utanmıyorum, çünkü gerçekten çok duygusal anlar yaşanıyor. Duygulanmamak imkansız.
Doğum anının anne için özel olmasının yanı sıra, babalar için de çok özel bir yeri var. Babaların o sırada yaşadıkları anneninkilerle ne kadar benzeşiyor? Babalar neler yaşıyorlar?
Bir kere şunu çok net söyleyebilirim: Babalar her şeyden önce müthiş bir gurur duyuyorlar. Hem eşleriyle, hem bebekleriyle. Çok heyecanlı oluyorlar, çünkü 9 aylık süreçte her ne kadar eşine ilgi gösterse de, aslında çemberin çok dışında. Dışarıdan olaya dahil olmaya çalışıyor baba sürekli. Ama bebek gelip onu ilk kez kucağına aldığı an çok başka oluyor. Genelde babalar “Baba olduğumu, bebek biraz büyüyüp artık beni algılamaya ve tanımaya başladığında anladım” diyorlar. Babalar hem heyecanlı, hem stresli ama daha çok gururlu ve güçlü durmaya çalışıyorlar.
Şimdiye kadar kaç doğum fotoğrafı çektiniz?
Yaklaşık 600 doğum çektim. Meslek hayatına yeni başlamış bir doktorun, bir hemşirenin tanık olabileceği kadar doğuma tanık oldum. 600 doğumun 600’ü de birbirinden farklı bir heyecan…
Fotoğrafını çektiğiniz ailelerle sonradan görüşmeye devam ediyor musunuz?
Hem duygusal hem profesyonel anlamda görüşmeye devam ediyorum. Bazı bebeklerin 1 senelik gelişimlerini ay ay takip ediyorum. Genelde doğum günlerini de ben çekiyorum. Evlerinin oraya yolum düştüğünde mutlaka uğramaya çalışıyorum, sokakta karşılaşıyorum, çok hoşuma gidiyor. Geçen hafta sonu vapurda karşılaştım doğumuna girdiğim bir bebekle. Şu anda 6,5 aylık, Duru. Anneyi tabi çok tanıyamadım, toparlanmış, zayıflamış, genelde babaları tanıyorum. Doğumuna girip, o küçücük halini gördüğüm bebeklerin aylar sonra büyüyüp serpildiğini görmek çok güzel bir duygu.
Hangi doğumu tercih ediyorsunuz: Normal doğum mu, sezaryen mi?
Öyle şeyler yaşıyorum ki, bir doğumdan çıktıktan sonra diyorum “Evet, kesinlikle normal doğum. Normal doğum şekli budur”. Bazen çıkıyorum, “Yok yok sezaryen daha doğru” diyorum. Bunun doğrusu her anne adayına göre değişiyor. Doktora güvenmek gerek, kendisini çok iyi tanıması gerek, doktorun tavsiyelerine uymak ve hamileliğin gidişatına göre karar vermek gerek. Ama şu anki duygularımla ben doğum yapacak olsam, bana kızacaklar belki ama, Epidural sezaryeni tercih ederdim.
Bu kadar doğuma şahit olduktan sonra, hayata bakış açınızda nasıl değişiklikler oldu?
Çocukları çok seviyorum, çocuklar için bir şeyler yapmak istiyorum. Onların dünyaya ne gibi zorluklarla gelip, anne babalarının onların doğdukları gün nasıl özenle yaklaştıklarını gördüğüm anlar, zaten değerliler ama, çocukların çok çok değerli olduklarını öğretti. O yüzden sürekli çocuklar için bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Bu çok başka bir duygu. Ancak mucize kelimesiyle anlatabileceğim bir şey. Tarifi imkansız…
Hayalinizde anne olmak var mı?
Tabi ki, her kadın gibi.. Şey derler genelde, “O kadar doğum gördün, korkmuyor musun?” Bir kere sonu çok güzel, herhangi bir ameliyat değil. Ne kadar sancı da çekilse, ne kadar sıkıntılı da olsa, ne kadar stresli de olsa, o bebeği anne kucağına aldığı an mutlaka o da sıkıntılarını unutuyordur. Ben de yaşadıklarımı unutuyorum ve o ana odaklanıyorum. O an bu kadar özel olduğu için, tabi ki benim de hayalim anne olmak.
Peki sizin doğumunuzu kim çekecek?
Diğer meslektaşlarımdan rica ederim diye düşünüyorum. Birkaç arkadaşım var, kesinlikle biz çekeceğiz diyen. Aslında çok talip var benim doğumumu görüntülemek için. Artık kısmet…
Şu anda İstanbul’da çalışıyorsunuz. Türkiye’nin her yerinden gelen talepleri nasıl karşılıyorsunuz?
İstanbul’da normal ve sezaryen doğumlara gidiyorum. İzmir, Balıkesir, Ankara ve Bursa’da normal doğumlarda, ya da benim aynı tarihte İstanbul’da sezaryen doğumum olması ve gidemeyeceğim durumlara, benim yerime gidecek güvendiğim arkadaşlarım var. Sezaryen olduğu sürece Antalya, Edirne, Trabzon, Antep, hepsine gittim ve gitmeye de devam ediyorum…
Bebeğin ne zaman geleceği tam olarak belli olmadığı için, doğumları kaçırmanız söz konusu oldu mu hiç?
Şimdiye kadar kaçırdığım bir doğum olmadı. Her an doğuma gitmeye hazırım. Annelerle konuştuğumuz zaman randevulaşıyoruz. Tarihleri net değilse bile şu tarihler arasında olabilir diye düşünüyoruz. Şu anda mesela beklediğim bir normal doğum var, dolayısıyla İstanbul’dan ayrılamıyorum. Anneyle beraber ben de doğumu bekliyorum.
Başka projeleriniz var mı?
Şu anda doğum fotoğrafı hariç kendimi yoğun olarak çocuk istismarına karşı mücadeleye ve çalışmaya verdim. İstismara uğrayan çocuklarla ilgili bir web sitesi oluşturduk, (www.benikoruyun.com) hem çocukları hem aileleri bilgilendirme yoluna gidiyoruz.
Alev Durmuşoğlu/Doğum Fotoğrafçısı
iletişim : http://www.dogumfotosu.com/
Bu konu ailelerin çok sık şikayet ettiği konulardan biridir. Bu konu aile içinde başka sorunları da beraberinde getirir. Örneğin; anne babanın aynı fikirde olmamasından doğabilecek tartışmalar, sıkıntılar, kavgalar ortaya çıkabilir. Uyku çocuk için çok önemlidir. Psikologlar uykuyu çocuk için besinden de değerli olarak düşünmektedirler. Özellikle ilkokul öncesi çocuklarda uykunun önemi daha fazladır. Çocuğun uyku düzeni önem verilmesi gereken bir konudur. Düzenli uyku alışkanlığının çocuğa kazandırılması gerekmektedir. Bunun için ilk bir kaç hafta aile sıkıntı çekebilir. Ama kararlı tutumlarını sürdürebilmeleri sayesinde bu alışkanlık bir defa edinildikten sonra evde huzur ve uyum sürecektir.
Bu alışkanlık için, ilk önce aile uyuması gereken saatte fikir birliğine varılmalıdır. Çok özel zorunlu durumların dışında çocuk düzenli olarak bu belirginlik kazanmış sabit saatte uyutulmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken ailenin yaşam düzenine uygun bir saat tespit edilmesi ve hem anne hem de babanın bu belirlenmiş saatte uyumalarıdır. Uyuma alışkanlığının kazanılması veya kazandırılması ailenin kararlı ve tutarlı tutumuyla oluşacaktır. Bu durum olumlu alışkanlıklar kazandırılmasıyla benzerlikler göstermektedir. Diş fırçalama, el yıkama alışkanlıkları gibi. Uygulamanın başında çocuk yatağa girmek istemeyebilir, ağlar veya zorluk çıkarabilir. Bu normal bir tepkidir. Böyle durumlarda anne baba paniğe kapılmamalı, sakin ve kararlı tavrını sürdürmeli ve hiçbir şekilde geri adım atmamalıdır.
Bu alışkanlık için anne ve babanın seçtiği saatte çocuk odasına götürülür, yatağına yatırılır. İlk birkaç hafta anne veya baba çocuk uykuya dalıncaya kadar çocuğun odasında kalıp mümkünse onunla birlikte çocuğun yatağına uzanabilmeli, masal, hikayeler anlatabilmeli, kendi çocukluğu ile ilgili yaşadığı güzel deneyimleri çocukla konuşabilmelidir. Anne veya babanın odada kalma süresi gittikçe azaltılır. Çocuğu yatak odasına götürdüğünüzde yaşına bağlı olarak sizden kitap okumasını istiyorsa veya kendisi kitap okumak istiyorsa bu isteği yerine getirilir. Yani anne babanın birlikte kararlaştırdığı saatten çocuğun yaşına bağlı olarak yarım saat veya 15 dakika erken çocuk kendi odasına gönderilerek kitap okuması sağlanır. Yatması gereken saat geldiğinde ışık söndürülür. Kitabında yarın okumak üzere kaldığı yer işaretlenir. Ama ebeveynlerin vakti olduğu sürece masal veya hikaye okumak çocukları psikolojik olarak rahatlattığından bu davranışa devam edilebilir.
Çocuk birkaç hafta sonra artık ağlamadan, sorun çıkartmadan uyumaya başlayacaktır. Eğer çocuk uyumakta zorlanıyorsa uygulamadaki kararlılığınızı devam ettirin. Bazen bu uyku düzenini kurma 1-1,5 ay sürebilir. Hatta daha fazla bir sürede devam etmeniz gerekebilir. Bu alışkanlığı kazandırdıktan sonra ateşli hastalıkların dışında alışkanlığın kaybolması mümkün değildir. Ateşli rahatsızlıklardan sonra ise alışkanlık hiç kurulmamış gibi yeniden kazandırılmalıdır. Uyku alışkanlığının kazandırırken hep aynı saatte yatağa götürülmesine çok özen gösterilmelidir. Bu konuda ailenin yakın çevresine ve komşulara, özellikle çocuğu olan diğer annelere çocuğunun uyuduğu saat konusunda bilgi vermesi, bu saatten sonraki saatlerde çocuklu misafir kabul etmemesi, kendisinin de çocukların olduğu evlere misafir giderken çocuğun yatma saatini göz önünde bulundurması çok önemlidir.
Eğer kendisi eşiyle birlikte geç saatlere kadar kalabileceği değişik iş yemeklerine gidecekse mutlaka çocukla birlikte kalacak birisini bulmalı, gerekiyorsa aile yakınlarını devreye sokmalı, çocuğun geç saatlerde yaşına uygun olmayan mekanlara götürülmesi uygun değildir. Tercih edilmemekle birlikte bazı durumlarda çocuk aile yakınlarına bırakılır, uyku düzeni konusunda çocuğa eşlik edecek yetişkine bilgi verilir. Ailenin onayladığı yatma saati aynen uygulanır. Çocuğa uykuya dalmasını çabuklaştırmak ve kolaylaştırmak için 2-3 dakikayı geçmeyecek kısa bir masal anlattıktan sonra yatağın içinde minik okşamalarla veya sırt kaşımalarla yine 2-3 dakikayı geçmeyecek masaj yapılabilir. Toplam 5-6 dakika sonra çocuğa şimdi kıpırdamıyoruz, konuşmuyoruz, uykumuzu kaçırmıyoruz denir.
Çocuğun bu noktadan itibaren sorduğu sorulara kısaca yarın bunları konuşalım diyerek yumuşak bir tepki verilir. Çocuğun yatak içinde dönmesi, kıpırdaması serbest bırakılır. Özellikle ilk birkaç hafta çocuk uyumadan çocuğun odası terk edilmez. O gece için anne veya babadan çocuğun uyutulmasını üstlenmiş olan ebeveyn eğer uyuya kalır da çocuk diğer ebeveyne hadi oturup ta televizyon seyredelim derse diğer ebeveyn uyuyanı kaldırıp uygulamaya devam etmesini önermeli veya kendisi görevi almalıdır. Çocuğu uyutmak konusunda yetenekli ve becerikli olan ebeveyn bu işi üstlenmelidir. Bu konu annenin görevi gibi algılanmamalıdır. Çocuk babayla daha iyi anlaşıyorsa ve çocuk babanın sözünü dinliyor ise çok kısa sürecek bu görevi onun üstlenmesi en doğru yol olacaktır. Çocukları bu konuda teşvik edebilmek için yataklarını çocukların sevebilecekleri oyuncaklarla süsleyebilirisiniz veya yatak çarşaflarını ayılı, balonlu, hayvanlı veya çocuğun sevdiği çizgi film karakterlerinin olduğu yatak çarşafları kullanılabilir. Zaman zaman balonlar, duvar panoları uyuyan tavşanlar, uyuyan ayıların resimleri odasında bulunması bu işte ailenin işini kolaylaştıracaktır.
Anne ile babanın aynı fikirde olması yeterli değildir. Özellikle büyükannelerin ve büyükbabaların da çocuğun uyku düzenine ve saatine destek vermeleri önemlidir. Bu konuda zorluk yaşanıyorsa eğer burada bir çocuk psikologundan büyük ebeveynleri bilgilendirmesi konusunda destek alınmalıdır. Uyku yetişkinlerin yaşantısında da önemli yer tutar. Psikolojik durum bozulduğunda ilk sinyal uykunun bozulmasıyla ortaya çıkar. Uzman Psikolog Alanur Özalp Kaynak: Anne.biz
Bebeğinizin İlkleri Minik bir bebeğin anne ya da babasına ilk gülümsediği an herhalde anne baba için en unutulmaz andır.
Bebeğin ilk yılı heyecan verici birçok gelişmeyle doludur. anne baba bebeğin her hareketini takip eder. Minik bir bebeğin anne ya da babasına ilk gülümsediği an herhalde anne baba için en unutulmaz andır. Bebeğin ilk yılı heyecan verici birçok gelişmeyle doludur. anne baba bebeğin her hareketini takip eder.












































